Konya Psikiyatrist

Prof. Dr. Mehmet Ak

Ruh Sağlığı Nedir?

Ruh Sağlığı; psikolojik iyi hal veya zihinsel bir bozukluğun olmadığı düzeyi açıklar. Tatmin edici düzeyde duygusal ve davranışsal işlevlerini sürdürebilen bir kişinin durumudur.

Kitaplarım

Kitaplarıma buradan ulaşabilirsiniz.

Instagram Hesabım

Instagram hesabıma buradan ulaşabilirsiniz.

Anadolu Psikoterapi Derneği

Anadolu Psikoterapi Derneği

2017 yılında kurulan ve başkanı olduğum derneğin sitesine buradan ulaşabilirsiniz.

Dernek Bünyesinde Verdiğim Eğitimler

Dernek bünyesinde verilen eğitimlerimizi inceleyebilirsiniz.

Danışan Görüşleri

www.doktortakvimi.com'dan Dr. Mehmet Ak hakkında yorumlardan birisi

img

Bugün ilk randevuma gittim. Adeta deşarj olup döndüm. Daha önce yapılan yorumların ne kadar doğru olduğunu teyit ettim. Uzmanlığı ve hastaya olan yaklaşımıyla farklılığını hemen belli ediyor. Şahsen çok memnun kaldım.

S.....

Köşe Yazılarım

En güncel 3 yazımı buradan görebilirsiniz.

Hoş Geldin Sonbahar

Yaz bitti, ‘kışöncesi-sonbahar’ geldi.

İçe dönme zamanı artık.

Yazın yolculuklar yaptık bol bol.

Gezdik, deniz-dağ, kent-köy…

İçimizde de keşfedilmeyi bekleyen nice yerler var.

Bir kılavuz lazım bu yolculuk için.

İnsanın kılavuzu duygular.

Hüzün insanın dışa aktardığı enerjiyi azaltır.

İçe doğru yürü, sorgula der.

Nereden geldin, nereye doğru gidiyor ruhun?

Hayatta neler eksik kalıyor neler gerekenden fazla zaman alıyor?

Kimler işgal etti dünyanı, kimler özleniyor?

Menzil neresi, yol nereye doğru uzanıyor.

Hüzün olmadan sorgulamaz insan kendini.

Mutluyken memnundur nasıl olsa.

Hazan mevsimi fırsattır insana, kılavuz olarak gelir hüzünle.

Yapraklar sararır, güneş az görünür, gök sık sık ağlar…

Her şey hüzünlü bir türkü söyler insana.

Günümüzde hüzün olmamalı diyor kapitalist düzen.

Hemen antidepresan almak gerekire inandırmış insanı.

Üretim düşer, işlevsellik bozulur diye endişelenir kurulu düzen.

Köleler uyanırsa ne olur sonra?

Ah be insanoğlu, nasıl kanıyorsun bu koca yalanlara.

Hoş geldin de her duyguya, onlar kılavuz olarak gönderildi öte taraftan.

Hüzün’e de merhaba de, sebebine uygun çık yolculuğuna.

Evine erken dön, geceler serin artık, içeriye bir bak.

Sorgula, tut hüzün fenerini içine, bak örtülmüş karanlıklara, yüzleş.

Ağır gelirse otur gök gibi ağla, savrul kuru yaprak gibi.

Değişim için, kurtulmak için gerekli bu tatlı esintiler.

Ben severim sonbaharı, sorgularım hayatı, düşünürüm uzun gecelerde…

Haydi hoş geldin diyelim kılavuzumuza, şükredelim onu yollayana.

Sevelim bu mevsimin sarı hüznünü, bırakalım götürsün bizi derinlere.

Sonuçta esas gaye kendi içimizdeki yolculuk değil mi?

O zaman dostlar yolumuz açık, yükümüz hafif olsun…

Ayrılık

Sinemada Naim filmini izliyorum oğlumla, karanlık, filmin içine girdik ilk andan itibaren.

Bir sahnede Naim evden ayrılırken annesi uğurluyor, bu gidişte ayrılık uzun sürecek, bel ki de görüşemeyecekler bir daha, ikisi de biliyor ama söylemiyorlar, herkes içine akıtmaya çalışıyor gözyaşını. Duygulara gem vurulmaya çalışılan bir vedalaşma sonrası Naim arabaya biniyor ve birkaç metre sonrasında dayanamayıp geri dönüyor, annesine sarılıp ağlıyor, anne ağlıyor, Naim ağlıyor, ben ağlıyorum, oğlum Agâh ağlıyor…Zaten karanlık sinema, kimse görmüyor.

Hepimizin ayrılıkları var bu hayatta. Zaten ayrılıkla başlamıyor mu hayat? O’ndan kopuyoruz önce, sonra doğarak sahte cennet anne karnından ayrılıyoruz. Otto Rank doğum travması diyor bu ayrılığa ve ruhumuzda derin izler bıraktığını tanımlıyor. Büyüdükçe ayrıldıklarımız da artar. Ailemizden, sevdiklerimizden, vatanımızdan ve daha nice ayrılıklar, unutulmaz, iz bırakır yüreğimizde. Bazıları vuslatla biter bazıları ise ertelenir başka hayatlara…

Niye ayrılıkla başladım yazılarıma? Düşündüm, daha dün bir ayrılık yaşamıştık ailecek. Üç yıldır bir parçamız olan, kızımın biricik kuşu ‘çatlak’ hayata veda etti. Hepimiz ağladık ama kızım için vuslatı bu dünyada olmayan ilk ayrılığıydı bu, o ayrı ağladı. Hz. Peygamberimizin kuşu ölen bir çocuğa niçin baş sağlığı dilediğini daha iyi anladım o gün. Ağıt yakılır mıydı bir kuş için? Evet hem de nasıl içten bir ağıt ve göz yaşı… Ah be koca yürekli Elif’im, yüreğin hep böyle sevgi ve merhamet dolu olsun. Şu dünyada ağlayabilen insanlar varsa değer vardır, sevgi vardır, merhamet vardır umut vardır. Seanslarda ağlayan hastalarımın ağladıklarında ‘kusura bakmayın’ diyerek özür dilemelerine hep derim ki ‘‘Niye? Hayatta ağlayacak kadar değer verdiğiniz insanlar, olaylar, durumlar olduğu için mi? Hassas bir ruha sahip olup, hüzünlenebildiğiniz ve bunun emaresi göz yaşı için mi? Bunun için özür mü diliyorsunuz? Merhametsizlikten, sevgisizlikten kurumuş bu yeryüzü toprağını sizin gibilerin göz yaşı yeşertiyor, bırakın lütfen aksın gözyaşları…’’

Ayrılık olmadan vuslat da olmuyor ki. Hz. Mevlana’nın ölüme vuslat demesi de bundan değil mi? Bir yerden ayrılmadan başka bir yeri nasıl bileceğiz? Ruhumuz durağan değil, durmayacak. Gün gelecek büyük ayrılık için yola çıkacak. Belki de diğer ayrılıklar buna hazırlık, buna katlanabilmek için idman. Dedim ya evvelde vardık ve bir ayrılıkla başladı hayat, bir gün gelecek başka bir vuslat için buradan da ayrılacağız. Yaşadığımız süreçte çok ayrılıklar yaşadık, yaşayacağız. Bazen anamızdan ayrılık göz yaşı olacak, bazen kuşumuzdan ayrılık bazen de vatanımızdan. Daha çok şiir, şarkı, öykü yazılacak ayrılık için. Evveli olan bir kavram ayrılık ahiri de olacak. Ayrılınca uğruna göz yaşı dökebildiğimiz dostlarımız olsun, komşularımız olsun, sevdiklerimiz olsun… Ayrılanın göz yaşına ortak olabilecek merhametli yürekler olsun çevrenizde. Ayrılıklarınızda sarılabileceğiniz, omzuna başınızı koyabileceğiniz sevdikleriniz olsun yanınızda. Karanlık olmasa da, yalnız olmasanız da, seansta olsanız da bırakın rahatça aksın göz yaşınız, tıpkı çocukluğunuzdaki gibi boncuk, boncuk…

Bahar

Soğuktu, sisliydi, karanlıktı kış geceleri,  hiç bitmeyecek sandık bazen…

Aydınlık, ılık, berrak sabahlara uyandık sonunda.

Daha içe dönüktük, aradık içimizde dünü ve yarını.

Ne bulduk bilmem ama sıkıldık bundan.

Boş verdik şu günlerde aramayı,

Yeşeren doğaya saldık yarını, kuşların şarkılarına bıraktık dünü.

Hatırladık ki geçici işte her şey, hak ettiği kadar değer ver yeter.

Doğa yıkandı yağmurla, parladı, makyaj yapmaya başladı sanki, favori rengi yeşildi.

Rengarenk çiçeklerin habercisi tomurcuklar belirdi.

İnsanoğlu etkilenmeden durabilir mi parçası olduğunun değişiminden?

Kıyafetler değişmeye başladı yavaş yavaş, renklenmeye başladı o da doğa gibi.

Güneş uyandırdı kış uykusundaki cümle mahlukatı.

Karıncalar gezmeye başladı, bülbüller şakıyor sabah serinliğinde…

Ayrı tutma insanoğlu kendini, bırak bütüne.

Sana da bir canlılık gelecek, gönlünde çiçekler açacak, dilinde şarkılar olacak.

Yeter ki kurtar kendini şu yarınla dünle uğraşan düşüncelerden.

Duyu organların neyi algılıyorsa, kirletmeden yorumunla, yalnızca hisset.

Bırak  gevşesin, her an savaşacakmış gibi kasılmış olan bedenin.

Yarının sahibi değilsin, dünü de sahibine verdin, bu günü hakkıyla yaşa.

Acıların da bir ömrü var, mutluluğun da, kaygı da sonlu, huzur da…

Döngü hep var olacak yaşadıkça.

Bırakın baharınız  gelsin zamanı geldiyse.

Umutlarınız yağmurla yeşersin,

Isıtsın güneş gibi gülüşünüz dostlarınızı,

Çıkarın üstünüzdeki dert kazaklarını, hafiflesin yükünüz.

Bakın toprağa, göğe, havaya, suya …özünüz bu, hepsi gibi O’ndan.

Onlar gibi hoş geldin deyin bahara ve uğurlayın artık kışı.

Serpin sevgi umutlarını toprağa, yağmurlar sulasın.

Unutun kırgınlıkları, hataları, affederek büyüyün.

Şefkatli olun önce kendinize sonra cümle mahlukata.

Bahar geldi dostlar, bırakın sizi de yenilesin,

Çok şey yapmayacaksınız sadece hissedin…