Konya Psikiyatrist

Prof. Dr. Mehmet Ak

Otomatik Pilot

Otomatik pilot rotayı girdikten sonra pilotların aktif müdahale yapmadan uçuşun otomatik olarak sürdürülmesini sağlar. Bu sadece havacılıkta olan bir kavram değil.

Beynimizin de böyle çalışan bir yanı var.

Düşünün, arabaya biniyorsunuz, otomatik pilot devrede, durmalar, kalkmalar, vites değişimi ve derken eve ne zaman geldiğinizin farkına varmazsınız.

Bu aslında beynin harcayacağı enerjide tasarruf sağlar.

Arabayı kullanmayı öğrenirken ‘farkında olan kısım’ devrede olmak zorundadır ama sonrasında daha çok otomatik kısım kullanılır.

Peki bu kısım hayatımızın ne kadarına hâkim olmalı? İnsanların çoğu otomatik pilotta mı yaşıyor günü? Ne kaybediyoruz o zaman?

Otomatikliğin artmış olması hayretin, heyecanın, öğrenmenin, hazzın azaldığını gösterir.

Bir bebeği izleyin. Onun için her şey yeni. Keşfedecek, öğrenecek ne çok şey var!

Hayret yüzünden eksik olmaz. Merakla inceler eline aldıklarını. Yeni tatlar heyecanlandırır onu.

Etrafı hayretle izler arabasında. Duyguları yoğundur, coşkuludur bebek…

Ya bizler?

Beynimizin otomatik olarak çalışan ve sürekli düşünce üreten kısmına yönelik uyaran çok fazla.

Televizyon, sosyal medya, işler, ilişkiler…

Yemek yerken, yolculuk yaparken, yürürken…hep otomatik pilottayız ve beynimizde bir altyazı gibi durmak bilmeyen düşüncelerle boğuşup duruyoruz.

En son ne zaman yediğimiz yemeği önce gözlerimizle izledik, burnumuzla kokladık ve yavaşça çiğneyerek tüm tatları en ince ayrıntısıyla hissettik?

Ne zaman bir ağaca dokunup serinliğini hissettik, sararmış bir yaprağın düşüşünü izledik ve hayret ettik bu muhteşem evrene?

Zihnimizde düşünceler ve hep onlarla meşgulüz, diğer eylemler otomatik pilotta.

Günden güne bu artacak maalesef. Neden mi?

Hepimizin ellerinde bir telefon, sosyal medya, haberler, videolar…

İnsanlar yaptıklarına konsantre olamıyor artık, beynin yarısı bununla ilgili nasıl bir twit atayım, bir foto çekeyim de beğeni alayım facebookta vb. ile meşgul. O anda kalmak güç hep dikkat çekici bir uyaran yanımızda.

Böyle olunca duygular yüzeysel çünkü algılar maskeli.

Beynin algıladıklarını fark edecek kısmı kullanılmaz olmuş.

Görülen manzara, dokunduğum yer, yemeğin tadı, müziğin ritmi hep fonda kalmış.

Düşünen kısım meşgul ediyor sürekli bizi.

Otomatik pilot da devrede; otomatik ye, araba kullan, yürü…

Yorgun düşeceğiz yakında, beslemez ruhumuzu böyle yaşamak.

Yeniden uyanmalı, kendimizden, bedenimizden başlayarak farkındalığımızı kazanmalıyız.

Nefesimizi izlemeliyiz, yürümemizdeki muhteşem koordinasyona bakmalıyız…

Yavaşlamalıyız ve an be an yaşamaya çalışmalıyız hayatı.

Zihnimiz atacağımız twitte olmamalı dostla sohbet ederken, onun gözlerindeki duyguyu da görebilmeliyiz dinlerken.

Sarıldığımız zaman yavrumuza, o aklımızdaki derdi hissetmemeli.

Çayımızı içerken rengiyle başlamalıyız tatmaya, kokusunda hissetmeliyiz tazeliğini.

Nefes almak gibi sıradanlaştırdığımız her şeyin farkında olarak yeniden hayret hissetmeliyiz, şükretmeliyiz.

Bırakın suni görüntüleri izlemeyi, sesleri dinlemeyi, yakalayın gerçek olan hayatın o anını, dinleyin rüzgârın sesini, izleyin yağan karın güzelliğini.

Ve artık lütfen, kısın düşüncelerin sesini, açın algılarınızın sesini.

Bir Cevap Yazın